Tarih: 05-23-2012, 09:48 PM Hoşgeldin, Ziyaretçi: (Giriş YapÜye Ol)

fuze , kalkani
Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
Füze Kalkanı
11-19-2010, 05:14 PM
Yorum: #1
Füze Kalkanı
Ey İhvanlar!

Türkiye yeni taahhütler altına sokulmak isteniyor. Adamlar başımıza çorap örmede o kadar kararlı ki sormayın gitsin. Bakınız bir uzman ne diyor..

TÜRKİYE’NİN ATEŞLE İMTİHANI: FÜZE KALKANI PROJESİ


Dr. Nejat Tarakçı
Jeopolitikçi ve Stratejist


Giriş
Bir ABD projesi olan Füze Kalkanı sistemi, ilk defa Reagan döneminde gündeme geldi. Fiili olarak kurulması ise oğul Bush’un başkanlığında ortaya atıldı. Projenin, Kuzey Kore ve İran gibi kontrol dışı ülkelere karşı hazırlandığı deklare edilmişti. Ancak, Çek Cumhuriyeti ve Polonya’da kurulması kararlaştırılınca, doğal olarak Rusya büyük tepki gösterdi ve karşı tedbir olarak, Avrupa’nın göbeğindeki Rus toprağı Kaliningrad’a nükleer füze yerleştireceğini açıkladı. Aslında Rusya’nın gerekçeleri çok mantıklıydı. Polonya topraklarından İran füzelerine karşı Avrupa’yı savunma düşüncesi, hem teknik hem de stratejik açıdan son derece anlamsızdı. Doğu Avrupa’da bu sistemin kurulmasının esas amacının Rusya’ya gözdağı vermek olduğu açıktı. Bu blöf tutmadı. Çünkü Avrupa- Rusya ilişkilerinin jeopolitik zorunluluğu, suni gerilimler yaratılmasına izin veremezdi. Nitekim öyle oldu. ABD, Obama ile birlikte yeni bir aşamaya giren ABD-Rusya ilişkileri nedeniyle projenin doğu Avrupa’ya kurulmasından vazgeçti. Bu karar, Afganistan başta olmak üzere bölgesel ve global sorunlarda ABD-Rusya ilişkilerinde olumlu gelişmeler sağladı. Özellikle İran’a yaptırım kararı ve Rusya-İsrail ilişkilerinin düzelmesi bu olumlu örneklerin başında geldi.

Neden İran?
İran 1979’daki İslam Devrimi’nden beri ABD’nin hem global hem de bölgesel plan, proje ve stratejilerinin önündeki en büyük engel olmaya devam etmektedir. Bu ideolojik ve politik çatışma ortamı, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali ile kağıt üzerinden fiili bir duruma dönüştü. Bu coğrafi gerçeklik, Irak’taki ve bölgedeki Amerikan güçlerini ve çıkarlarını doğrudan veya dolaylı bir tehdit çemberinin içine sokmuştur. Bu nedenle İran, ABD için bundan 20 yıl öncesine göre daha büyük bir tehdittir. Ayrıca İran Saddam Hüseyin gibi, ABD’yi finansal olarak da tehdit etti. Eylül 2009 sonlarında döviz rezervlerini bundan böyle dolar yerine Avro olarak tutacağını açıklamıştı. Saddam aynı kararı açıkladıktan aylar sonra ABD ve İngiltere Irak’ı işgal etmişti.
ABD’nin İç Dinamikleri
Irak’ta ve Afganistan’daki ABD askeri harekatının olumsuz politik yansımaları, ABD’nin uluslararası imajı ve yeterliliğinin sorgulanmasına neden olurken, 2008 küresel ekonomik krizi de ABD’nin politik ve ekonomik etki alanını biraz daha daralttı. Buna Obama’nın içerde finans-kapitalin temsil ettiği kuruluşlar ile çatışması da eklenince ABD’nin siyasal gücü iyice azaldı. 2 Kasım 2010 da yapılan ara seçimlerde Senato’da gücünü koruyan Demokratlar, Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu kaybetti. Bunun anlamı, ABD’nin eski politik ve ekonomik gücünün yeniden kazanılması için Obama’nın baskı altına gireceğidir. Bu bağlamda askeri ve finansal enstrümanların öne çıkması beklenmelidir. Amerikan ticari bankalarının seçim kampanyasındaki bağışlarının % 63’ü Cumhuriyetçilere gitti. Geçen sene bu oran % 53’dü. Demokratlara eğilimli güvenlik ve yatırım firmaları da Cumhuriyetçilere yöneldiler. Petrol ve gaz şirketleri daima Cumhuriyetçilerdi. Bunların %76’sı Cumhuriyetçilere bağış yaptı. Obama kendisini, Franklin Roosevelt’in ünlü 1936 konuşmasında tarif ettiği barışın eski düşmanları; iş ve finans tekeli, spekülasyon, pervasız bankacılık, sınıf çatışması, hizipçilik, savaş vurguncuları ile mücadele ettiği pozisyonda buldu. Hakikat şu ki; para/yatırım(finans kapital) camiasının onayını almayan seçilmiş bir liderin hükümet edebilmesi pek mümkün değil. Birleşik devletlerdeki her siyasetçinin Pentagon’un, New York Borsası’nın ve İsrail lobisinin taleplerini tatmin etmekle mükellef olması, reforma en çok ihtiyaç duyulan meselelerde, siyasi yeniliklerin yapılabileceği alanın çok geniş olmadığı anlamına geliyor.

ABD-Türkiye İlişkileri
ABD’nin Irak’ı işgali, İran gibi Türkiye’nin de iç ve dış dinamiklerini olumsuz yönde etkilemiştir. Buna rağmen Türkiye, ABD’ye 1991 Körfez Savaşı’ndan bu yana her konuda destek vermiş ve vermeye devam etmektedir. Ancak, Türkiye’nin Irak’ın kuzeyinden kaynaklanan güvenlik tehdidi ABD işgali ile yeni bir boyut kazanmış, bir anlamda hem şiddeti artmış, hem kapsamı genişlemiş hem de siyasallaşmaya başlamıştır. Bu durum ABD-Türkiye ilişkilerinde giderek bir güvensizlik ortamı yaratmıştır. ABD’nin Ortadoğu’daki hegemonik projesinin çöküşü ve İran’ın yeni bölgesel güç olarak yükselişi, Türkiye’nin de kendini bölgesel bir güç olarak yeniden konumlandırmasına neden olmuştur. Davos krizi ve Gazze yardım gemisi olaylarından sonra gerginleşen ve halen minimal bir seviyeye düşen İsrail-Türkiye ilişkileri de Türkiye’nin 60 yıllık Batı ittifakı içindeki politik konumunun sorgulanmasına neden olmuştur. Bunu eksen kayması olarak nitelendirenlere karşı Türkiye, bölgedeki siyasal yakınlaşmaların ekonomik ve ticari ilişkilerin doğal sonucu olduğunu açıklamıştır. Ayrıca komşularla sorunların çözümü ve işbirliğinin artırılmasının Türkiye jeopolitiğinin ve Türkiye’nin geleneksel “Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesinin gereği olduğu vurgulanmıştır. Türkiye’nin eksen kayması veya Batı’dan uzaklaşma olarak değerlendirilen açılım, girişim ve uygulamaları şunlardır:

• Türkiye vize uygulamasını kaldırarak Rusya, Ürdün, Suriye, Libya, Lübnan’a sınırlarını açtı. Yunanistan’a vize ise 1980’li yıllarda kaldırılmıştı.
• Rusya ile stratejik ortaklık konumuna geçiş, özellikle nükleer enerji alanında işbirliği
• Rusya ile ticarette Ruble-Lira kullanımına geçilmesi
• Çin ile Yuan-Lira kullanımına geçilmesi
• Çin savaş uçaklarının Türkiye’de tatbikata katılması
• İsrail savaş uçaklarının sınır ihlallerinin tesbiti ve önlenmesi için Suriye sınırındaki radar kaplama alanının güçlendirilmesi
• Karadeniz’in güvenliğinin kıyıdaş ülkelerce sağlanması için işbirliğine öncülük edilmesi
• Rusya’dan silah ve askeri araç alımı için girişimlerin başlatılması
• Terörist olarak nitelendirilen Hamas’a ve Sudan hükümetine destek verilmesi
• İsrail’in nükleer silahlarının denetime açılması konusunu gündeme getirmesi
• Suriye-İran ve Türkiye arasında terör konusunda işbirliği yapılması
• Arap ülkeleri arasında yükselen imajı ve genişleyen politik etki alanı

Bu örnekleri çoğaltamak mümkündür. Hatta bazı düşünce kuruluşları, Türkiye’nin liderliğinin bölgede bir “Ortadoğu Birliği” ne kadar gidebileceği değerlendirmesini de yapmaktadırlar. Bunlar oldukça abartılı değerlendirmelerdir. Ancak tüm bu gelişmeler ve Türkiye’nin aktif dış politikası, Batı ve bölgedeki çıkarları nedeniyle İsrail’i önemli derecede rahatsız etmektedir. Özellikle İran’la olan yakınlaşma nedeniyle, ABD’deki Yahudi kuruluşlarının da etkisiyle Türkiye siyasal bir baskı altına alınmaya çalışılmaktadır.

Füze Kalkanı ve Türkiye’nin Sınavı
İşte bu kritik ve hassas ortam içinde Amerikan kaynaklı füze kalkanı projesini Türkiye’de kurma isteği, onlarca soruyu da beraberinde gündeme getirmektedir. İran füze tehdidini hedef alan bu projenin Türkiye’yi bölgede zor durumda bırakmayı, yükselen politik ve ekonomik imajı ve gücünü zayıflatmayı, komşuları ile ilişkilerini (sıfır sorun stratejisi) bozmayı hedeflediği değerlendirmektedir. Ayrıca teknik alt yapı, uygulama ve komuta kontrol açısından Türkiye’nin büyük ölçüde dışarıda bırakılacağı anlaşılan bu proje, bir anlamda Türkiye’nin kucağına bırakılan saatli bir bomba olarak da nitelendirilebilir. ABD ve İsrail, NATO’yu kullanarak bölgede yükselen Türkiye’yi klasik Batı savunma sistemi içine hapsetmek suretiyle çok yönlü (politik-ekonomik-askeri-ticari) etkinliğini sonlandırmak istemektedir. Bu bağlamda füze kalkanı projesi Türkiye’nin ateşle imtihanı olarak nitelendirilebilir.

Füze Kalkanı Projesi ve Türkiye’nin Hayati Soruları

• İran füze tehdidi NATO’ya gerçek bir tehdit mi, NATO dokümanlarında geçiyor mu?
• Füze savar savaş gemileri Türk karasularına girecek mi?
• Tehdide ve zamanlamasına kim karar verecek?
• Füze tehdidine karşı Türkiye, kendini yakın bir savaş tehlikesinde görerek, NATO gemilerine Boğazları limitsiz açacak mı?
• Bu proje Türkiye’nin halen dost olduğu komşularının tutumlarını olumsuz olarak etkileyerek düşmanca bir tavır içine sokabilir mi?
• Füze Kalkanı projesinin radar ve tesbit bölümünün Türkiye’de Trabzon Kadırga yaylasına kurulacağı doğru mu, doğru ise neden burası, Rusya füzeleri de kapsama alanına alınacak mı?
• Bu proje neden yeni NATO ülkeleri olan Romanya veya Bulgaristan’da kurulmuyor?
• NATO’nun 19 Kasım’da onaya sunulacak yeni Stratejik Konseptinde yeniden vurgu yapılan “Kollektif Savunma ve Dayanışma” ilkesi neden Irak’ın kuzeyinde Türkiye’ye destek için uygulanmadı?
• 1957’de Türkiye’ye yerleştirilen Amerikan Jupiter füzeleri, 1962 Kuba Krizi’nde pazarlık konusu yapılmış ve Türkiye’ye sorulmadan kaldırılmıştı. Bu proje de, ileride bir pazarlık marjı yaratmak için mi ortaya atıldı?
• 1950’li yıllardan sonra Türkiye’de kurulan Amerikan üsleri Türkiye’nin tamamen kontrol ve denetimi olmaksızın bağımsız Amerikan toprağı gibi kullanıldı. Türkiye ancak 1976’dan sonra üslerin ortak kullanılmasına ABD’yi razı edebildi ve anlaşma imzalandı. Bu projedeki kullanım yetki ve sorumluluklar nasıl paylaşılacak?
• Projenin finansmanı nasıl sağlanacak ve Türkiye’ye ilave bir maliyet getirecekmi dir? Harcamaları
• Şu nokta asla unutulmamalı ve gözden kaçırılmamalıdır ki, Füze Kalkanı projesi, ABD ve İsrail’i cesaretlendirerek İran’a saldırma olasılığını yükseltirken, Türkiye’nin bu savaşın dışında kalma olasılığını sıfıra indirir.


Türkiye’nin Stratejik Kararı Ne Olmalı?
• Yukarda belirtilen analiz bağlamında Türkiye’nin, bölge ülkelerinin, NATO üyesi ülkelerin ve uluslararası toplumun Füze Kalkanı projesinin gerekliliği üzerinde ikna edilmesi gerekir. Bu nedenle NATO projesi olmasına rağmen, AGİT, AB, BMGK vb. gibi kuruluşların da projeyi destekleme kararlarını açıklamaları çok yerinde olacaktır.
• Türkiye öncelikle bu projenin kendi topraklarında kurulmasına karşı çıkmalıdır. Çünkü ülkemizi dış politika ve güvenlik alanında uzun süreli bir vesayet altında bırakacaktır.
• Diğer taraftan füze kalkanı projesi ile Türkiye İran’ın ve Rusya’nın potansiyel hedefi haline gelecektir.
• Rusya’ya karşı da kullanılabilecek bu sistem, Türkiye-Rusya ilişkilerindeki zaten pamuk ipliğine bağlı güven ortamını olumsuz yönde etkileyecektir.
• Projeden memnun olacak ülkeler de vardır. İsrail ve Gürcistan kendilerine sağlayacağı stratejik avantajları nedeniyle, Yunanistan ve GKRY ise Türkiye’nin vesayet altına alınması nedeniyle projeden memnun kalacaklardır.
• Türkiye’nin projeye hayır demesi halinde; başta Yahudi destekli düşünce kuruluşları olmak üzere, fırsattan istifade etmek isteyecek bir çok ülke Türkiye’nin NATO’dan çıkarılmasını ortaya atabilir. Bu konu son zamanlarda sıkca gündeme getirilmeye başlanmıştı. Halihazır jeopolitik konjonktürde Türkiye’nin NATO’dan çıkarılmasını kimse kolay kolay göze alamaz. Ancak Türkiye’yi cezalandırmak için, bu konu müsait bir ortamda uygulanmak üzere gelecek planlamasına alınabilir. Bu nedenle Türkiye füze kalkanı projesinde kararlı olmalıdır. Türkiye’nin 1952’de İttifak’a alınması konusunda NATO Konseyinde yapılan müzakerelerin zabıtları hala yayınlanmamıştır; gizli tutulmaktadır. Zira Türkiye’ye karşı o zaman da şiddetli muhalefet vardı.
• Projenin kabulü halinde, Türkiye’nin şartları belirleyici olmalıdır. Şöyle ki;
- Kurulacağı yere Türkiye kendisi karar vermelidir. Karadeniz bölgesi dışında olmalıdır.Tercihan İran sınırı istikametinde iç veya doğu Anadolu bölgesinde olmalıdır.
- Hedefin teşhisinden, imha emrine kadar Türkiye sistemin her aşamasında yer almalıdır.
- Füze kalkanı tesisi NATO tesisine uygun olarak çok uluslu kullanıma açılmalı, yani NATO tarafından kullanılmalıdır. Türkiye, burada ev sahibi ülke olarak daimi, belirleyici ve karar alıcı konumda bulunmalıdır. Sahte veya sanal hedeflere karşı lüzümsuz alarm verilmesine ve savaşa neden olabilecek fiili askeri tedbirlerin uygulanmasına meydan verilmemelidir.
- Füze savunma siteminin amacı dışında kullanılması kabul edilmemelidir.
- Füze radar ve algılama sistemlerine ilave olarak ileride savunma füzelerinin de Türkiye’de konuşlandırılması talepleri bu aşamada tartışılmalı ve kabul edilmemelidir.

İran’a Bir Saldırı Olması Halinde Neler Olabilir
Bu konuyu dış politika uzmanı Ferid Zekariya’dan dinleyelim:
• İran’a bir saldırı nükleer programını sadece birkaç yıl erteleyecektir
• Rejim destek kazanacaktır, zira halk bayrağın etrafında toplanacaktır
• Muhalefet dış saldırı altındaki hükümeti desteklemeye mecbur kalacaktır
• Rejim Afganistan’dan Irak’a ve İran Körfezine kadar şiddeti kışkırtıp şiddetin arkasındaki unsurlara para akıtacaktır.
• Petrol tavan fiyat yapacaktır ve ironik bir biçimde Tahran’ın bu operasyonların parasını çıkarmasına yardımcı olacaktır
• Nükleer silahlı bir İran tehlikeli ve istikrarsızlaştırıcı olacaktır. Fakat S. Arabistan ve Türkiyeyi de aynı yöne sevk edeceğinden emin değilim.

Savaşın da bir çözüm olmayacağı meydanda. Ne diyelim? Yükselen Türkiye yeni bir stratejik kararın eşiğinde. Yunanistan Makedonya’nın NATO üyeliğine bir isim yüzünden yıllardır karşı çıkıyor. Bunu unutmayalım. Sanırım AB süreci de tıkanan Türkiye’nin, 60 yıldan bu yana hizmet ettiği Batı ittifakına karşı artık kararlı bir duruş göstermesinin zamanı gelmiştir.
Bu kullanıcının tüm konu ve yorumlarını Ara/Bul
Bu yorumu alıntı yaparak cevapla
11-19-2010, 05:24 PM
Yorum: #2
RE: Füze Kalkanı
''kararlı bir duruş göstermesinin zamanı gelmiştir''

Türkiye iktidarı, kurumları ve muhallefetiyle utangaç bir kararlılıkla NATO'ya secde etmeye devam ediyor.
Demekki teslimiyete mecbur !
Bu kullanıcının tüm konu ve yorumlarını Ara/Bul
Bu yorumu alıntı yaparak cevapla
fuze , kalkani
Yeni Yorum Gönder 

Anahtar Kelimeler

Füze Kalkanı indir, Füze Kalkanı Videosu, Füze Kalkanı online izle, Füze Kalkanı Bedava indir, Füze Kalkanı Yükle, Füze Kalkanı Hakkında, Füze Kalkanı nedir, Füze Kalkanı Free indir


Hızlı Geçiş:


Şu anda bu konuyu okuyan kullanıcı-(lar): 1 Ziyaretçi