|
HEIL ! Führer...
|
|
06-14-2011, 06:06 AM
(Bu konu en son: 06-14-2011 tarihinde, saat: 06:14 AM düzenlenmiştir. Konuyu düzenleyen: tayyare.)
Yorum: #1
|
|||
|
|||
|
HEIL ! Führer...
İş'in özeti: Yüzde 50 aldılar çünkü lüks demokratikleşti
İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, seçim ertesi AKŞAM'la buluştu. Süreci değerlendiren Bali, Türkiye'nin bugüne kadar böyle bir seçim dönemi yaşamadığını söyledi ve ekledi: Ekonomik açıdan ilkesel bir yönetme tarzının tutturulmuş olduğu görülüyor. Netice olarak biz istikrarın ne demek olduğunu kötü örneklerle yaşamış bir ulusuz... Ayfer ARSLAN İki ay önce İş Bankası'nda genel müdürlük görevini Ersin Özince'den devralan Adnan Bali ile seçimlerin hemen ardından dün İstanbul'daki Genel Müdürlük binasında buluştuk. AKŞAM Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni İsmail Küçükkaya ve Ekonomi Müdürü Mehmet Ali Ergün'ü ağırlayan Adnan Bali, seçim sonuçlarını değerlendirdi ve önümüzdeki döneme ilişkin beklentilerini aktardı. REFAH ALGISI TABANA YANSIDI AKP'nin genel seçimlerden yüzde 50'ye yakın oy alarak birinci parti çıkmasını, 'Herhangi bir konuda toplumu yüzde 50'de buluşturalım deseniz bunu yapamazsınız. Ekonomik kaygılar toplumu bir anlamda buluşturdu' şeklinde yorumladı. Bali, 'Bunun tek ortak paydası, 9 yıldır son derece olumlu bir uluslararası konjonktürü Türkiye'ye bahşettiği bir refah algısı var. AKP de bunu çok akılcı ve yapıcı bir şekilde tabana hissettirecek kadar kapsamlı hizmetlerde bulundu. Sonuçta sokaktaki adam günlük hayata yansımasıyla ölçülü bir tavır geliştirdi. İktidar partisi, geçmişte başka yerlere oy veren insanların hayatına dokunduğu için yüzde 50'ye ulaştı. Bu dönemde irtica, laiklik gibi majör kampanyalar olmadı. Bu muhalefetçe de yapılmadı. Tamamen olgular üzerinden konuşuldu' diye konuştu. İLKESEL YÖNETİM TARZI ÖNEMLİ İş Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, Türkiye'nin bugüne kadar böyle bir seçim dönemi yaşamadığını ve popülizm yapılmadığına işaret ederek, '2011 krizinin hemen akabinden itibaren başlayan bir politik süreç bu. Büyük ölçüde IMF ve AB ile ilişkiler anlamında daha önce kurulmuş olan ilişkilerin yürütülmesinde hiçbir sürpriz yaratmadan, o çerçevelere bağlı kalınarak yönetim tarzı sergilendi. Finans kesimi olarak şu veya bu siyasal yaklaşımdan ziyade bizi ilgilendiren ekonomik performans açısından burada ilkesel bir yönetme tarzının tutturulmuş olduğunu görüyoruz. Önümüzdeki dönemde bu anlayışın devam edeceğini görmek istiyoruz. Netice olarak biz istikrarın ekonomiye neler kazandırdığını veya olmazsa neler kaybettirdiğini çok kötü örneklerle yaşamış bir ulusuz' diye konuştu. Türkiye'ye para girişi sürecek İŞ Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, küresel ekonomilerde ne zaman stabil duruma geçileceğine ilişkin ise şu değerlendirmelerde bulundu: 'Global kriz gelişmiş ülkelerde özellikle Avrupa'da öyle bir zorunlu tedavi süreci yarattı ki, şu anda ilacı doz olarak azaltmak veya kesmek gibi bir seçenek yok. Genişletici para politikalarının bir anda geri alınması gibi bir imkanın pek ortada olmadığı belli. O zaman bu problem görece küçültülerek çözülecek. Bu da uzun sürelere yayılacak. Bu da yeni bir konjonktür. Ama gelişmekte olan ülkeler için süreç, dalgalanma gösterdiği yerler doğru yönetilirse yeni bir büyüme imkanı demek. Çünkü eğer istatistikleriniz fazla leverage değilse, fazla kaldıraç kullanılmamış ise, ki Türkiye öyledir. Para bol, gelişmekte olan ülkelere akmaya devam ediyor. Bu yıl bizde portföy yatırımlarının dışında doğrudan yabancı yatırımlarda da bir miktar artış var. Bu süreci kesintiye uğratacak şey sert bir daraltıcı mali ve parasal politikadır. Bunun uygulanamayacağı net.' Munzamda yeni artış beklemiyor İŞ Bankası Genel Müdürü Adnan Bali, cari açığın azaltılmasına yönelik daha önce alınan önlemlerde genel bir gevşeme hali beklemediğini, çünkü henüz onun koşullarının oluşmadığını vurguladı. İlk 4 aylık verilere göre kredilerin hız kestiğini, mayıs ve haziran verileri ile de bunun teyit edilmesi halinde ilave munzam karşılığı artışı beklemediğini belirten Bali, 'Veya böyle devam ederse bile o zaman ilave tedbirlerle bu enstrümanın dışında daha etkili tedbirlerle gidilmesi gereği doğar. Çünkü seçim öncesinde bu anlamda çeşitlilik içeren önlemler paketi alınmadı. Şimdi seçim sonrasında bu mümkün. Böyle olunca zorunlu karşılıklara bu kadar yüklenmeyi gerektirmeyebilir. Ve ihtiyaç varsa bile başka politika önlemleri ile sağlanabilir. Yüzde 15-16'lara varmış munzam karşılığın ilave artışından bir fonksiyon öngörmek yerine daha doğrudan sonuç yaratabilecek önlemler düşünülebilir' diye konuştu. Yüksek ithalat Türkiye'nin en büyük yapısal sorunu TÜRKİYE'de büyük ölçüde büyümenin ithalata bağlı olarak gerçekleştiğine dikkat çeken Adnan Bali, 'Ara malı ve yatırım malları ithalatının toplam ithalattaki payı benim öğrenciliğimden bu yana yüzde 80'lerin altına hiç düşmez. Bu şu demektir: Türkiye'de büyüme eğer yüksek olacaksa, istihdamı bu anlamda artırmayı hedefliyorsanız mutlaka bunun bir dış ticaret sonucu olacaktır. İthalat yüksek olacaktır' dedi. Pazar mobilizasyonu krizin etkisini azalttı TÜRKİYE ekonomisinin krizi daha az hasarla atlatmasında en büyük etkenin pazar mobilizasyonu olduğuna değinen Adnan Bali, 'Dışarıda talep daralması belirginleştiği zaman Türkiye şaşırtıcı bir şekilde pazar mobilasyonunu gerçekleştirme becerisi ortaya koydu. Gerçi sonradan siyasal veya başka nedenlerle açıldığımız piyaslarda da sorunlar oluştu ama Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da. Ama şu önemlidir Türkiye'nin bir anlamda perakendeleşmiş bir inisiyatifler bütünü var. Bizde krizi derinleştirmeyen şey bu. Güneydoğu'daki tipik ilimizdeki un fabrikacılığı işiyle uğraşan bir müşterimiz Senegal'da gidip fabrika kurup Senegal'den mal satıp o buğdayı da Fransa'dan ithal edip oradan da Senegal'a satmak suretiyle iş yapabiliyor.bu kolay rastlanacak örnekler değil. Sonuç olarak bunu yapabilen yapı var orta yerde' diye konuştu. Bağkur emeklisi babama artık para göndermiyorum GEÇEN yıl iş gezileri nedeniyle Anadolu şehirlerine 45 bin mil uçtuğunu dile getiren Adnan Bali, Türkiye'nin sosyo ekonomik yapısındaki değişimi bu yolculukları sırasında gözlemleme imkanı bulduğunu dile getirdi. Lüksün demokratikleştiğini, artık sosyo ekonomik düzeyi düşük insanların da uçağa binebildiğini, hastanelerin olağanüstü koşullara kavuştuğunu belirten Bali, bu konuda özel yaşamından da bir örnek verdi: 'Ben mesleğe başladığımdan beri Bağkur emeklisi olan babamı ve öğretmen emeklisi olan anneme aylık belli bir para gönderirdim. Son 4-5 yıldır göndermiyorum. Nedeni 'Bize yetiyor. Artık fiyatlar artmıyor. Bizim ücretlerimiz de bir yere geldi' diyorlar.' http://www.aksam.com.tr/isin-ozeti-yuzde...7452h.html |
|||
|
06-14-2011, 11:49 AM
(Bu konu en son: 06-14-2011 tarihinde, saat: 11:50 AM düzenlenmiştir. Konuyu düzenleyen: Latif Erol.)
Yorum: #2
|
|||
|
|||
|
RE: HEIL ! Führer...
Zeka özürlü şehzade "Bir ok attım kebap oldu." dedikten sonra edebi yorumlar okuyoruz.
|
|||
|
06-14-2011, 01:36 PM
Yorum: #3
|
|||
|
|||
|
RE: HEIL ! Führer...
YAĞCILAR, DÖNENLER, KORKANLAR SIRAYA GİRDİ BİAT İÇİN!!
Türkiye'yi Türkiye'nin dışından okumak. Oray Eğin Bundan dört-beş ay önce bir arkadaşımla Washington DC'nin kalburüstü semtlerinden Georgetown'da yengeç ve istiridye yerken garson hangi dilde konuştuğumuzu sordu. 'Türkçe' deyince de birden heyecanlandı. 'Duyduğuma göre orada işler harikaymış, ekonomi çok iyi gidiyormuş, yatırım yapmak için çok uygun zamanmış' dedi. Georgetown'da bir garson... Türkiye'yi okumak diye bir laf dolanıp duruyor ve pek çok kişi bunun imkansızlığından bahsediyor ya... Türkiye'yi okumak için Türkiye'nin uzağında olmak gerekiyormuş meğerse. Bu benim bizzat test edip onayladığım bir yöntem. Ne zaman ki Türkiye'den uzakta kaldım, o zaman Türkiye'nin seyri ve gerçekleri hakkında kafamda net bir resim oluştu. Maalesef, bir gazetecinin İstanbul'da yaşadığı hayat Türkiye gerçekleri konusunda aldatıcı olabiliyor. Gittiğimiz semtler, sosyalleştiğiniz insanlar, dahası medya ortamları da genellikle tek bir görüşü yansıtıyor. Hele ben son yıllarda özellikle İstanbul'da mümkün olduğu kadar az dışarı çıktığım, az kişiyle görüştüğüm bir hayat yaşamaya başlamıştım. Adalet ve Kalkınma Partisi son dokuz yılda Türkiye'yi değiştirdi. Bu inkar edilemeyecek bir gerçek. Bu ülke bizim doğup büyüdüğümüz, Kemalistlerin egemen olduğu, Çankaya-Beşiktaş-Şişli ilçelerinin bütün Türkiye'ye hakim olduğu bir ülke değil artık. Kuşkusuz, bu değişim pek çok kişinin canını da sıkıyor. Hala Türkiye Cumhuriyeti'nin eski statükocu anlayışıyla kalmasında ısrar eden bir kesim var. Her ne kadar bu kesimin oranı yüzde 20'lere, belki daha aza kadar gerilese de. Öte yandan bu değişen Türkiye pek çok kişi için umut olmuş durumda. Seçimin 'İstikrar ve büyüme devam etsin' sloganı bu açıdan çok gerçekçiydi. Kılıçdaroğlu'nun fakirlik edebiyatına kıyasla çok daha fazla karşılığı vardı. Anadolu'da insanlar ilk kez kalkındıklarını, para kazandıklarını düşünüyor. Şanlıurfa'da orijinal Abercrombie & Fitch marka kıyafetlerle gezen gençler ilk kez kendilerinin de bu ülkede birinci sınıf vatandaş olduklarını hissediyor. Diyarbakır'ın Ofis semtine, Sanat Sokağı'na takılan gençler 'Asmalımescit'e gidenlerden ne farkımız' var diye bakıyor. Bir de dışarıdan algı var. Yükselen bir ekonomi, krizin teğet geçtiği Türkiye, sıcak paranın aktığı, yatırımların yapıldığı ülke... Belki de tarihte ilk kez Edirne'nin dışında Türk olmak prim yapıyor. Ortadoğu'da iş yapan tanıdıklarım geçmişte bize önyargıyla yaklaşıldığını, şimdi ise kucak açıldığını söyleyip milyarlarca dolarlık anlaşmalara imza atıyor. Dünyanın dört bir yanındaki Türk Hava Yolları ilanlarının, bu havayolunun ilanlarda vaat ettiğini fazlasıyla yerine getiren başarısı, New York'un tam göbeğindeki Türkiye ilanının da elbette bir karşılığı olacaktı, ne bekliyorsunuz. Yıllarca Avrupa'da sınır kapılarında bizleri aşağılayan gümrük görevlilerinin önünde incinen onurumuz bir başka coğrafyada, Ortadoğu'da el üstünde tutularak karşılığını buldu. Üstelik tam da uygun zamanda: Avrupa yeni ve ilginç hiçbir şey vaat etmeyip, kendi sorunları içinde çökmek üzereyken yepyeni kıpırtılarla yeniden kurulan Ortadoğu. Dünyanın gidişatına bakıldığında yepyeni bir dünyanın kurulacağı, buranın da merkezinin Ortadoğu olacağı aşikar: Her şeyden önce paraları var, değişime, yeniliğe açlar, bu yüzden de dinamikler. Bu açıdan Ahmet Davutoğlu'nun Başbakan Erdoğan'la beraber ikinci AK Parti döneminde Ortadoğu'ya yönelmesi gerçekten de 'stratejik derinlik' içeren bir hamle. Bu kadar yakınımızda böyle bir dinamizm varken Avrupa'ya bakmak, küçümsenmek, hala kapılarında sürünmek daha mantıklı olabilir mi? Peki ya 'lider ülke' olarak anılmak, 'Türkiye modeli' diye bahsedilmek? Bunun yıllarca hor görülen, akrabalarını görmek için o terbiyesiz konsolosluk görevlilerinin aşağılamalarına maruz kalan halkta yarattığı etkiyi düşünün. Özeleştirimizi de yapmalıyız. Yıllarca pek çoğumuz, büyükşehirlerde yaşayanlar, laik-Cumhuriyetçi ailelerin çocukları, bir türlü Avrupa hedefi ezberini bozamadık. Aşağılanmaya, küçümsenmeye rağmen hala o hayalle yaşayıp durduk. Başbakan'ın 'Balkon Konuşması'ndan da anlaşılıyor ki artık Türkiye'nin yeri Avrupa Birliği değildir; aksine bir başka birliğin liderliğidir. Dahası, öyle anlaşılıyor ki bu gerçekleşmesi muhtemel, daha yerinde bir hedeftir. Vitrin farkı Pek çok gazeteci arkadaşımız seçim öncesi 'Zaten CHP'ye çok çakıyoruz, bari bunları görmezden gelelim' diye tanık oldukları zayıflıkları, aksaklıkları yazmadı. Kemal Kılıçdaroğlu yurtdışı gezilerine gidiyor, havaalanında sistemli bir karşılama ekibi yok. 'Ya bizim bi hemşehri vardı, onlar minibüs ayarlıyorlar' havasındalar. Anadolu'daki mitinglerde ses düzeni rezil, mikrofon duyulmuyor, televizyona yansımıyor. Seçim otobüsünde Gürsel Tekin 'İl başkanları dışında herkes insin' diye elinde mikrofonla minibüs muavini gibi anons yapıyor. Otobüste kim kime dumduma... CHP otobüsünde klima yok, bir köşeye sıkışan Kemal Kılıçdaroğlu ve eşi nefes almakta, otobüste durmakta zorlanıyor. Bir katalog basıyorlar, bir sürü yazım hatası var. Kullanılan dili anlamak mümkün değil, böyle bir Türkçe olamaz. Bayramda iktidar partisi üyeleri sokak sokak dolaşıyor. Genel Başkan Kılıçdaroğlu ise Paris'te. Hurşit Güneş House Cafe'de, Gürsel Tekin Masa'da, Melda Onur ise Bebek Kahve ve Lucca'da gününü gün ediyor. Neyse ki sonradan diskalifiye edilen Didem Engin rimelleri, Prada çantası ve stiletto'larıyla Anadolu'daki kadınların nabzını tutuyor. Kılıçdaroğlu bütün illeri dolaşıp halkla temas etmeye çalışıyor, Sencer Ayata'nın kurduğu 'akademisyen heyet' Türkiye'yi kapandıkları bir odadan analiz ediyor. Seçim gecesi bile Kemal Kılıçdaroğlu kürsüye çıkamıyor, ekranlara bir dakika boyunca mikrofonların yüzünü kapattığı görüntüsünden alnı yansıyor. Daha fazlasını midem kaldırmıyor, devam etmeyeceğim. *** Ellerinde iPad'leriyle bir sürü çalışan Başbakan Erdoğan'ın etrafında. Ses düzeni mükemmel, miting alanı önceden organize edilmiş, her şey saat gibi işliyor. Amerikan seçimlerindeki gibi bir profesyonellik. Başbakan'a derdini anlatmaya çalışanlarla mutlaka biri temas kuruyor, mutlaka takip ediliyor, Başbakanlık ofisinden aranıp sorunları çözülüyor. Seçim otobüslerinde 'işi olmayanın' yeri yok. Her türlü konfor düşünülmüş, tabii ki klima çalışıyor. Neyse buna da daha fazla devam etmeyeceğim çünkü gördüğünüzü yazınca 'jöleli' diyorlar. *** Bütün bunlar seçim kazandırır mı? Türkiye'de ne seçim kazandırır bilmiyorum, ama bu ince detaylar bile Türkiye'yi kim nasıl yönetir konusunda fikir veriyor. http://www.aksam.com.tr/turkiyeyi-turkiy...2576y.html Taşlar bağlı, köpekler serbest! Türk Atasözü |
|||
|
06-14-2011, 07:44 PM
Yorum: #4
|
|||
|
|||
|
RE: HEIL ! Führer...
Oray da aslına rücu edecek elbet. Çok sıkılmış olmalı..
|
|||
|
06-15-2011, 06:09 PM
Yorum: #5
|
|||
|
|||
| RE: HEIL ! Führer... | |||
|
06-16-2011, 01:52 PM
Yorum: #6
|
|||
|
|||
RE: HEIL ! Führer...
(06-15-2011 06:09 PM)tayyare Nickli Üyeden Alıntı :(06-14-2011 07:44 PM)Latif Erol Nickli Üyeden Alıntı : Oray da aslına rücu edecek elbet. Çok sıkılmış olmalı.. Aynı durumu tesbit etmişiz; haksızlık neresinde? |
|||
|
« Eski Konular | Yeni Konular »
|
Anahtar Kelimeler |
HEIL ! Führer... indir, HEIL ! Führer... Videosu, HEIL ! Führer... online izle, HEIL ! Führer... Bedava indir, HEIL ! Führer... Yükle, HEIL ! Führer... Hakkında, HEIL ! Führer... nedir, HEIL ! Führer... Free indir |