Tarih: 05-23-2012, 10:27 PM Hoşgeldin, Ziyaretçi: (Giriş YapÜye Ol)

insan , olmanin , erdemleri
Yeni Yorum Gönder 
 
Konuyu Oyla:
  • Toplam: 0 Oy - Ortalama: 0
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ
02-02-2010, 01:25 PM
Yorum: #1
İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ





William Shakspeare XV’ inci yüzyılda insan yaşamına bir not düştü. “Olmak ya da olmamak.” Bu not insan yaşamının kilit noktasıydı.

Bugün ki yaşam, (yeni bulgularla) İÖ. 10000 yıllarında Mezopotamya’da filizlenirken insanlığın hedefi de kendine yön veriyordu. 12 bin yıllık uygarlık, 1 milyon yıl yaşında olan insan için büyük bir devrimdi. İnsanoğlu yaşadığı mağaradan çıkıp bugün evrenin sonsuz derinliklerine uzanabilmektedir. İnsanın yüzyıllarca süren insanlaşma çabası bugün bir yol ayrımında ve bu yol ayrımı, çeşitli soruları da beraberinde getirmektedir.

İnsan; kimdir?

Niçin ve ne uğruna yaşamalıdır?

Takiyettin Mengüşoğlu’nun “İnsan Felsefesi” adlı eserinin “Antropoloji Bakımından Değerlerin Sınıflandırılması” başlığı altında değer guruplarını şöyle sınıflandırmıştır.

1- Yüksek değerler; Sevgi, bilgi, doğruluk, masumluk, saflık, dürüstlük, dostluk, hak, adalet, güven, güvensizlik, şeref, iyi vb. değerlerdir.

2- Araç değerler; yarar, çıkar, kuşku, çekememezlik, kıskançlık ver her türlü maddesel değerler (para, mülkiyet vb.) bu guruba girer.

3- Davranış değerleri; görgü kuralları ve ulusların geleneklerine bulunan değerler de bu guruba girer.

Üçüncü değer hariç diğer iki değer gurubu insanda ters bir orantıya sahiptir. Yani, araç değerler ön planda olunca yüksek değerler geri planda kalır, yüksek değerler ön planda olunca araç değerler geri planda kalır.

Peki, bu değer guruplarını neden sıraladık?

İnsan yaşamı bu değer gruplarına göre şekilleniyor. İnsan olmanın ilk erdemi de bu değer guruplarının çocukluk yaşta seçilmesine bağlı.

Yüksek değerler insanı öz’e yaklaştırırken, araç değerler biçimsiz, değersiz ve sonu belli olmayan bir kargaşaya sürüklemektedir. Çünkü yüksek değerler sınırsız ve sonsuz olduğu halde, araç değerler sınırlı ve geçicidir. Bu yüzden insan; güzel ve sonsuz olan öz’e yaklaşıp, yüksek değerlere sahip olurken, sınırlı, değersiz ve sonlu olan araç değerlerden uzaklaşarak insanlaşma yoluna gidebilir.

Kısaca öz’den de bahsedersek; öz, insana her zaman doğruyu verir. Doğru değişken olmakla birlikte tektir. Biçim değişse de öz tektir. Öz’ü olmayan her biçim bir aldatma bir sahtelik taşır. Öz sonsuzdur, öz güzel olandır.

İnsanın en büyük sorunu William Shakspeare’in dediği gibi “Olmak ya da olmamak.”dır.

Neden ve niçin var ya da yok olmak?

İnsan neden var olmak ister?

Nedir insanın yaşam gayesi?

İnsan fiziksel ve biyolojik olarak Homo Sapiens adı ile adlandırılır. Bizim burada bahsedeceğimiz ise düşünsel anlamdaki insandır. Bu yüzden insan’ı Homo Sapiens’in insanlaşma çabası olarak tanımlayabiliriz. Bu tanım içinde insanlaşmanın bazı görevleri vardır.

Peki, insanın görevleri nelerdir?

İnsan doğadan asla soyutlanamaz bir canlıdır. Kısaca insan, doğanın kendisidir. Doğanın insana verdiği niteliklere göre insan davranışları ve bununla birlikte toplumsal değişimler gerçekleşir. Bu niteliklerin bir kaçına bakalım.

İnsan en başta hisseden, algılayan, algıladığını yorumlayabilen ve bir karara varabilen bir canlıdır. İnsan empati (duygudaşlık) yapabilen bir canlıdır. Empati, denildiği gibi “kendini başkasının yerine koymak” değil, kısaca “bir başkası olabilmektir.” Bir başkası olabilmek, bir anlamda dünyadaki tüm acılara ortak olmak, o acıları yaşamak demektir. Onun içindir ki insan acıları hisseden, başkasının acısını kendisinin acısı gibi gören ve bu acıları yok etmek için çabalayan bir canlıdır. Bu çaba Öz’ün toplumdaki bir yansımasıdır. İnsan öz’e varmak için bazı acıları yaşamak zorundadır.

İnsanın bir başka özelliği de merak etme duygusudur. İnsan merak eden bir canlıdır. Merak Öz’e ulaşmanın en önemli yoludur. İnsan merak duygusuyla Öz’e ulaşıp insanlaşabilir.

Eklememiz gereken bir öğe de bilgidir. Bilgi sonsuzdur. Onun için insan bilgiye yönelmelidir. Bilgi insanlaşmanın en önemli yollarından biridir. İnsan, bilgi ile evreni yorumlayabilir ve kavrayabilir. İnsan, evrene kendi gözüyle değil bilimsel gözle bakmalıdır. Onun için insan kendi bilgisiyle değil bilimsel –kanıtlanmış- bilgiyle evreni yorumlamalıdır. Bilgi tek başına yeterli değildir. Bilgi paylaşılmalıdır. Mutluluk bilginin paylaşılmasına bağlıdır.

Son olarak insanı tamamlayan öğe sevgidir. Sevgi; var olan her şeyi özümsemektir. Doğruyu, yanlışı, iyiyi, kötüyü sevgi ile özümseyerek kavrayabiliriz. Sevgi insana doğanın bir hediyesidir. İnsan, doğanın hediye ettiği sevgiyi yine doğaya laiğiyle vermelidir. Bu alışveriş aynı zamanda paylaşımın mutluluğudur.

Kısaca insan; doğadan yana, sevgiyi özümsemiş, üretebilen, bilgili, empati yapabilen, paylaşan bir canlıdır. Bu unsurların dışında herhangi bir canlı insanlaşmadan yoksun bir canlıdır. İnsan olmanın erdemlerinde bunlar yatmaktadır.



“HOMO ECONOMİCUS” VE “DÜŞÜNEN İNSAN”





Dünyamız gün geçtikçe bir uçuruma doğru sürüklenmektedir. Server Tanilli bunun nedenini “Homo Economicus”a bağlamaktadır. “Homo Economicus” her şeyi pazarlayacağına inanan, para için her şeyi sömürmeye hazır bir insan türüdür.

Kapitalist bir dünyada her şeyi pazarlayacağına inanan bir insan modeli ile karşı karşıyayız. Düşünen insanların yok edildiği, işkenceler gördüğü bir dünyada ve “homo economicus”un her yeri sömürdüğü bir ortamda insana ait ne ve neler kaldı? Kendimize sormamız gerekiyor bir sorudur bu.

“Düşünen insan” ve “homo economicus” arasında boğuşan bazı kavramlar zihnimizi meşgul etmektedir. Bu kavramlar hepimizin bildiği; demokrasi, adalet, eşitlik, eğitim, sağlık, üretim, sanat vb. kavramlarıdır. Bu kavramların temelini “insan” oluşturduğu halde tartışmalar -bir kısır döngü içerisinde- başka yönlere çekilerek yapılmaktadır.

“Homo economicus”un var olduğu bir ortamda yaşam, “düşünen insan”lar için bir işkencedir. Çünkü dünyada doğaya ve insana ait her şey çıkarlar uğruna alınıp satılmaktadır. Anarşi, hırsızlık, savaş, yoksulluk, eğitimsizlik bu ortamda alabildiğine büyük boyutlara ulaşmaktadır. Doğa vahşice yıpratılmakta ve sömürülmektedir. Ormanlarımız yakılmakta; denizlerimiz, havamızı, toprağımız kirlenmekte ve sağlığımız bozulmaktadır. Artıklar birikmekte ve her türlü erozyon güzelim dünyamızı yaşanmaz hale getirmektedir. Bunun karşısında hiçbir önlem alınmamakta ve kimsenin kılı kıpırdamamaktadır.

Peki, bunun sorumlusu kimdir?

Elbette ki “homo economicus”tur

Peki, ne uğruna?

Elbette ki para!

Yaşadığımız ve yaşamaya çalıştığımız hayat bir kısır döngüdür. Kirlenmiş bir kısır döngü bu, Elbette ki insanlığı kurtaracak olan yine “düşünen insan”dır. İnsanın evrimidir. İnsan evrimi, çekilen setlere karşılık akışını devam ettirecektir. “Homo economicus”un insan evrimine çektiği set “düşünen insanın” gücü ile birlikte bir gün tarihe karışacaktır.



“Düşünen insan”, nerelerdesin?



Düşünen insan aramızda acı çekerek yaşamaktadır. Yalnız ve bununla birlikte çalışkandır “düşünen insan”. Konuşmamız gereken demokrasi, adalet, eşitlik, eğitim, sağlık, üretim, sanat vb değil, “düşünen insan”ın kendisi olmalıdır. Çünkü bütün bu kavramların oluşmasında etkili olacak tek kaynak “düşünen insan”ın kendisidir. Kapitalistlere yalvararak bu sorunların çözümlenmesini beklemek bir rüyadır. “Homo economicus”un olduğu ortamda bu kavramların adı var fakat kendileri yoktur. Var ise de aldatmacadan başka bir şey değildir.

“Düşünen insan nerde?” sorusuna şu yanıtı vererek başlayalım.

Bir ülkenin şairleri, yazarları, edebiyatçıları vardır. Biz bunlara entelektüel insanlar deriz. Oysa bu tanım öz’den uzak biçimsel bir tanımdır. Öz’den uzak diyorum çünkü yozlaşmış, içine kapanmış, kendine yabancılaşmış, bireycileşmiş, gerçeklerden kendini soyutlamış entelektüellerle (sözde) karşı karşıyayız. Gerçeklerden kendini soyutlayan, düşüncenin öz’üne varamayan bir ortamda “düşünen insan”ı aramak yanlış ve saçmadır. “Düşünen insan”ın önündeki en büyük engel de bu entelektüel geçinenlerdir.

Peki, düşünen insan nerelerde?

Düşünen insan yalnızlığın kabuğundadır. Bu kabuk kendiliğinden oluşan bir kabuk değil; düşünemeyenlerin, “homo economicus”un elleriyle oluşan bir kabuktur. Özellikle dergi, gazete, televizyon vb. kitle iletişim araçlarının düşünen insana yasaklanması, uzak tutulması düşünen insanın zorunlu olarak yalnızlaştırmıştır. Bu yalnızlaşma düşünen insanın istediği bir durum değildir. Oysa tek başına bir birey olarak savaşım vermeyi kabullenme cesaretini göstermiştir düşünen insan. Yazmıştır, düşünmüştür fakat sesini yeterince duyuramamıştır. Sesinin duyuramamasının en büyük engeli de entelektüel geçinen, sol düşünceden yana gözüken korkaklardır. Bu korkaklık karanlığın temsilciliğinden başka bir şey değildir. Bu karanlık, düşünen insanın düşünce savaşını yok edemez elbette ki. Karanlık aydınlığa mahkûmdur ve gelecek kuşaklar mutlaka aydınlıkta doğacaktır.



“Düşünen insan” yaratılabilir mi?



Önce düşünmeye yatkın insanların kendilerine bazı sorular sormaları ve bununla birlikte bazı saplantılardan da kendilerini kurtulmaları gerekir.

Düşünmeye yatkın insan önce kendini yalanlardan soyutlamalıdır. Yalan; kendi kendini kandırmak demektir. Düşünmeye yatkın insan kendi kendini kandırmak yerine gerçekleri kabullenmeyi bilmelidir. Düşünen insanın seçeceği başka yol da yoktur.

Düşünmeye yatkın insan değişimi kavramalıdır. Evreni yorumlamanın en temel koşullarından biri de doğanın değişimini kavramaktır.

Düşünmeye yatkın insanın kendisini mülkiyet isteğinden soyutlaması gerekir. Para, ün, mevki vb. kavramları bir kenara atarak beynini temizlemelidir. Düşünmek ancak temiz ve sağlıklı bir beyinle mümkün olacaktır.

Düşünmeye yatkın insan bilgilenmelidir. Bilgi düşüncenin minarelidir. Bilgilendikçe dallanır, budaklanır düşünce.

Bundan sonrasını kendi kendine gelişen düşünceler zinciri oluşturacaktır. Doğru, düşüncenin kendisidir. Çünkü düşünce doğruyu salık verir. Düşünen insanın doğruya ulaşması hiçbir zaman zor olmayacaktır.



Doğanın hareketi ve insan



“Homo economicus” dünyayı kana bulamakta, sömürmekte ve her geçen gün dünyayı bir uçuruma sürüklemektedir. Paranın kölesi olan milyarlarca bireyci, insanlığın geleceğini yok etmekten çekinmeyerek bir bakıma kendi sonunu hazırlamaktadır. Oysa bilinmesi gereken bir olay da var ki: bu, doğanın doğal bir süreci olduğudur. Bunlar yaşanması gereken olaylardır ve cebimizin bir kenarında tutmamız gerekir. Kanserli bir hasta elbet bir gün ölecektir. Oysa gelecek nesil zorunlu olarak bundan payını alacaktır. Evrimsel sürecin bu aşamasında yaşam, çok çetin ve alabildiğine umutsuz gözükse de milyonlarca yıl geçen evrim bize doğruları gösterecektir. Bu doğruları sürecin kendisi belirleyecektir.







Olcay Yılmaz

Bizler Kemalizm'den geri dönülmesini kabul etmeyiz. Geriye baktığımızda, Kemalizm, bizim frenimizdir. İleriye baktığımızda, Kemalizm'in ötelerine açılma zorunluluğu duyuyoruz....
Bu kullanıcının tüm konu ve yorumlarını Ara/Bul
Bu yorumu alıntı yaparak cevapla
insan , olmanin , erdemleri
Yeni Yorum Gönder 


Konu ile alakalı benzer konular:
Konu: Yazar Yorumlar: Okunma: Son Yorum
  İnsan sorunsalı Sözbaz 8 776 05-12-2011 03:51 PM
Son Yorum: Latif Erol
Anahtar Kelimeler

İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ indir, İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ Videosu, İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ online izle, İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ Bedava indir, İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ Yükle, İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ Hakkında, İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ nedir, İNSAN OLMANIN ERDEMLERİ Free indir


Hızlı Geçiş:


Şu anda bu konuyu okuyan kullanıcı-(lar): 1 Ziyaretçi