|
terry moore - donsuz fotoğraf
|
|
03-17-2011, 08:01 PM
Yorum: #1
|
|||
|
|||
|
terry moore - donsuz fotoğraf
Mehmet Yaşin
stanbul'u eğiten otel: HİLTON Benim doğduğum yıllardı ve İstanbul'daki otel sayısı iki elin parmakları kadar bile değildi... Benim doğduğum yıllardı ve İstanbul'daki otel sayısı iki elin parmakları kadar bile değildi... Pera Palas, Park Otel, Büyük Londra, Tokatlayan, Sirkeci'de Meserret ve birkaç tane de Anadolu'dan gelen tüccarların konakladığı otel. Kayda değer bunlardı. Gerisi sözü edilecek cinsten değildi. Bunlardan en meşhurları Pera Palas ile Park Oteli idi. Pera Palas'ın müşterileri genellikle yabancılardı. Park Otel ise daha çok politikacıların uğrak yeriydi. Özellikle Başbakan Adnan Menderes burada kaldığı için, milletvekilleri, işlerini çözümlemeye çalışan iş adamları da bu otelde kalmayı tercih ederlerdi. Park Oteli bir de barı ile meşhurdu. Bu barda her akşam politikadan, yazar çizer takımından bir çok ünlü simayı görmek mümkündü. Aslında bu oteller o zaman ki İstanbul'un ihtiyacını karşılıyordu. Öyleyse Hilton projesi nereden çıktı?.. Amerikalı araştırmacı Annabel Wharton'un öngörüsüne göre, dünyanın dört bir köşesinde Hilton Otelleri inşa edilmesinin arkasındaki ana amaç, soğuk savaşın politik bağlamında gizliydi. Yaratılacak olan "Küçük Amerikalar" komünizme karşı mücadelede, çeşitli yatırımlarla hem birbirlerine hem de Amerika'ya yakınlaştırılmalıydı. Conrad Hilton, otellerini komünizmin en büyük tehdidi altında olduğu zannedilen bölgelere inşa etmekle, Amerikan davasına katkıda bulunduğuna inanıyordu. Nato'ya üye olan ve 1950'lerde Batının yeni stratejik ve ekonomik yapısı içinde yer alma isteği içinde bulunması, Hilton'un Türkiye'ye yatırım yapması için önemli nedenleri oluşturdu. Ondan sonrası çorap söküğü gibi geldi. MARSHALL YARDIMI Taksim Meydanı'ndan Spor Sergi Sarayı (şimdiki Lütfi Kırdar Kongre Salonu) ve Açık Hava Tiyatrosu'na kadar kesintisiz bir yeşil alan olarak planlanan ve uygulanan Taksim Gezisi, Hilton'un yapımı için imara açıldı. Otel 1952 yılında tanınmış Amerikalı mimarlar Skidmore, Owings ve Merrill tarafından tasarlandı. Bu mimarların yerel danışmanlığını ve kollaboratörlüğünü mimar Sedat Hakkı Eldem üstlendi. Mali yükümlülük ise Marshall Yardım Programı çerçevesinde sağlanan kredi ile gerçekleştirildi. Her şey iyi hoştu da bu işin Türkiye'deki sahipliğini kim yüklenecekti? İşte tam burada "her derda deva" futbol imdada yetişti. Türk hükümeti ile Hilton şirketi arasında anlaşma imzalandığı sırada, Futbol Federasyonu Başkanı ve yeni kurulmuş olan Emekli Sandığı genel müdürü Ulvi Yenal sıkıntı içinde kıvranıyordu. İsveç Milli Takımını İstanbul'da yerleştirecek uygun bir yer bulamayan Yenal, bir çok eleştiriye hedef oluyordu. İsveç gazeteleri, İstanbul otellerini kötüleyen haber ve yorumlarla dolup taşıyordu. Çözümsüzlükten bunalan Ulvi Yenal, şapkasını alıp odasından çıkmaya hazırlanırken, kapısı açıldı ve içeriye Hilton Oteli'ne mal sahibi arayan Türk ve Amerikan heyeti girdi. Emekli Sandığı ile Türk-Amerikan heyeti arasında anlaşmanın imzalanması pek uzun sürmedi. Takvim 9 Ağustos 1951 tarihini gösteriyordu. 1952 yılında otelin temeli atıldı. Mermerler özel izinle İtalya'dan ithal edildi. Salon duvarlarının dekorasyonunu üstlenen Sedat Hakkı Eldem, 16. yüzyıl camilerinin iç mimarisinden esinlendi ve bunun için Kütahya'daki asırlık fabrikalara özel çiniler ısmarlandı. Konya'daki hemen hemen tüm halı tezgahları Hilton'un halıları için seferber edildi. Bu arada otelin kilit noktalarında görev alacak olan 20 erkek ve kadın personel, otelcilik eğitimi için Amerika'daki Hilton otellerine gönderildi. SOSYETE AÇILIŞTA İnşaat bir seferberlik havasında sürdü ve 21 ay gibi rekor denebilecek kısa bir sürede bitti. Tarihi açılış töreni 10 Haziran 1955 tarihinde yapıldı. O tarihli Hürriyet Gazetesi birinci sayfadan verdiği habere, "Conrad Hilton, dün saat 12 de otelinin kapısını altın bir anahtarla açtı" başlığını atıyordu. Haberin fotoğrafında ise yakasına İstanbullu bir hanım tarafından beyaz karanfil takılan "Otelcilik imparatoru" Conrad Hilton görülüyordu. Bu haberin hemen yanında, açılış için Türkiye'ye gelen ünlü sinema oyuncularına ve Türk sosyetesine, Yıldız Bahçesi Çadır Köşkü'nde verilen ziyafetin haberi yer alıyordu. Hilton'un açılışı ile ilgili bir başka haber de, Conrad Hilton'un "biricik oğlu" Nick Hilton'a aitti. Elizabeth Taylor'un eski kocası olan Nick, çevresini saran Türk magazin muhabirlerine, bütün kadın tiplerini sevdiğini söylemekten başka ipucu vermiyordu. Ertesi günkü Milliyet Gazetesi'nde yayınlanan bir fotoğraf ise küçük çapta bir skandale neden oldu. Gazete o gün kapış kapış satıldı. O yıllarda küçük bir çocuk olduğum için, gazetenin ikinci baskı yapıp yapmadığını bilmiyorum. Gazetenin birinci sayfasının büyük bölümünü kaplayan fotoğrafta, ünlü oyuncu Terry Moore'a aitti. Gazeteci İlhan Demirel'in çektiği fotoğrafta Terry Moore'un en mahrem yerleri görünüyordu. Genç kadın içine külot giymeyi ya unutmuş ya da kasten giymemişti. Türk halkının bir günlük gazetede gördüğü belki de en müstehcen fotoğraflardan biriydi. Gazeteyi satan seyyar bayiler adeta saldırıya uğramıştı. Savaş haberleri bile böylesine bir ilgi görmemişti. Bu fotoğraf yayınlanınca kıyamet koptu, Terry Moore'un sevgilisi Nick Hilton bir sürü tehditler savurdu. Gazetenin o günkü sahibi Ercüment Karacan fotoğrafın filmini Hilton'lara iade etmek zorunda kaldı. HİLTON HAYALLERİ Ben Hilton öyküsünün bu bölümlerini hatırlamıyorum. Çünkü o zaman sokağa bile tek başına çıkamayacak kadar küçük bir çocuktum. Hilton benim yaşamıma çok sonraları girdi. Lise çağlarına gelince arkadaşlarla Maçka Parkı'na gider, ağaçların altında oturup karşıdaki Hilton'a bakarak hayaller kurardık. Kimse yasaklamamıştı ama, biz otele yaklaşmaya çekinirdik. Orasını başka bir ülke sanırdık. Gazetelerin birinci sayfaları Hilton'la ilgili haberlerle dolup taşardı. Kimler burada konaklamamıştı ki: Kraliçe Elizabeth, Rafaella Carra, Prns Rainer, Prenses Grace , Sophia Loren, Carlo Ponti, Pierre Cardin, Danny Kaye, Rockfeller, Tom Jones, Michael Douglas, Michael Caine... Bunlar ilk gözüme çarpanlardı. Unuttuklarımın çok daha fazla olduğunu biliyorum... Orada beş çayı içmek, lokantalarında yemek yemek, davetler düzenlemek, garden partiler vermek... Tüm bunlar statü ve zenginlik sembolüydü. O zamanlar Hilton'da boy göstermeyene sosyete denmezdi. Orada bir gece kalanlar bile gazetelere günlerce konu olurdu. Hilton'un bir gecelik oda fiyatıyla bir ev alınabileceği yaygın dedikodular arasındaydı. Hilton artık 50 yaşını geçkin, zarif, orta yaşlı bir "beyefendi". Bir zamanlar önünden geçmeye ürktüğüm bu ünlü otel, şimdi fırsat buldukça uğradığım mekanların başında geliyor. Lalezar Bar'dan karşıdaki Maçka Parkı'na bakarken, gençlik yıllarımdaki "ulaşılmaz" Hilton'u ve onun için kurduğum hayalleri düşünüyorum. İstanbul'a bir çok "ilk"i öğreten Hilton, aradan bunca yıl geçmesine rağmen hala çok zarif, çok görkemli ve insanların orada bulunmaktan hala övündükleri bir otel. Özetle Hilton, İstanbul'a modern yaşamı öğreten kıymetli öğretmenlerden biri. Romanda Hilton Değerli yazar Selim İleri "Solmaz Hanım, kimsesiz okurlar için" adlı romanında, kahramanın ağzından Hilton'u şöyle anlatır: "Yolcu sarayı Hilton'a geldim. Bu devirde, köhnemiş Londra Oteli'nde kalacak değildim ya... İçeriye girdim ve 'bana oteli gezdirir misiniz?' dedim. 'Hay hay'dediler. İnşaatta kullanılan her şey dışarıdan getirilmiş, Amerika'dan, hatta çimento bile. Mukaveleyi bizimkiler imzalarken, bunu şart koşmuşlar. Yerli malzeme kullanılmamış. Demek ki Amerika'daki Hilton'lardan birinde gibiyim. Duvarlardaki Kütahya çinileri tam o sıra gözüme çarptı. 'Bunlarda mı Amerika'dan' dedim. Çiniler, ama yalnızca çiniler Kütahya'danmış, bir istisna. Beni gezdiren genç adam, çarşısı, lokantası, büroları, havuzu... yüzme havuzu, gazinoları, gece klüpleri, hatta postanesi ve santrallarıyla Hilton'un bir yolcu sarayı olduğunu söyledi. '...Başlı başına bir şehir...' diyordu. Amerika Birleşik Devletleri'nin meşhur Hilton'u şimdi İstanbul'un içinde bir yeni şehir kurmuştu ve ben bu şehrin her hangi bir gezginiydim. Ben böyle bir mutfak görmemiştim. Mutfak değil, adeta ecza laboratuvarı. Mutfak boyunca dokuz on metre uzunlukta büyük tezgahlar, kat kat raflar, hepsi maden kaplı, pırıl pırıl... Mutfaktaki buzdolapları da müthiş: Her biri oda büyüklüğünde üç büyük buzdolabı, eklemeye lüzum yok, üçü de Amerika'dan getirilmiş... Büyük yemek salonuna girdik, altıyüz kişilikmiş. Salon her dolup boşalıyormuş." |
|||
|
03-27-2011, 09:31 AM
Yorum: #2
|
|||
|
|||
|
RE: terry moore - donsuz fotoğraf
Büyüyünce bu otelde kalacağım bir-kaç gün. Ama şu donunu giymeyi unutan hatun mevta olmuştur ya !
|
|||
|
03-27-2011, 11:01 AM
(Bu konu en son: 03-27-2011 tarihinde, saat: 11:01 AM düzenlenmiştir. Konuyu düzenleyen: Latif Erol.)
Yorum: #3
|
|||
|
|||
| RE: terry moore - donsuz fotoğraf | |||
|
« Eski Konular | Yeni Konular »
|
| Konu ile alakalı benzer konular: | |||||
| Konu: | Yazar | Yorumlar: | Okunma: | Son Yorum | |
| R.T. Erdoğan'ın Fotoğraf Albümü | feyruz | 11 | 879 |
11-12-2010 01:12 AM Son Yorum: feyruz |
|
Anahtar Kelimeler |
terry moore - donsuz fotoğraf indir, terry moore - donsuz fotoğraf Videosu, terry moore - donsuz fotoğraf online izle, terry moore - donsuz fotoğraf Bedava indir, terry moore - donsuz fotoğraf Yükle, terry moore - donsuz fotoğraf Hakkında, terry moore - donsuz fotoğraf nedir, terry moore - donsuz fotoğraf Free indir |